Kategoriler
  - Yüreğimden Nameler (69)
  - Sizin Şiirleriniz (42)
  - Ünlü Şairlerimiz (65)
  - Halk Ozanları (21)
  - Türkü Hikayeleri (74)
  - Türkü Sözleri (27)
  - Müzik Bilgisi (17)
  - Kıssadan Hisseler (13)
  - Fıkıh Köşesi (14)
  - Köşe Yazıları (20)
  - Edebiyat (21)
  - Güzel Sözler (17)
  - Hikayeler (27)
  - Sanat (17)
  - Tarih (27)
  - Felsefe (50)
  - Sağlık (34)
  - Sözlük (23)
  - Makaleler (7)
  - Video ve Resim (34)
 


En Çok Okunan 10
  -  Akciğerlerin vücuttaki görevleri nedir ? (8565)
  -  Ruh Sağlığı Ne Demektir ? (6046)
  -  Ortaçağ Avrupa Sanatı (5933)
  -  Hey On Beşli (5439)
  -  Bedri Rahmi Eyüpoglu (5266)
  -  Acılar Denizi (4128)
  -  Apandisit Genel Bilgiler (3556)
  -  Sen Yoktun (3505)
  -  Belalım (3395)
  -  Sevgi (3259)
 

En Son Eklenen 10
  -  Kücük Selmanin Prikolojisi. (819)
  -  Istemiyorum. (1129)
  -  Sonbahar (1058)
  -  Günaydin. (1071)
  -  Gülüm... (1062)
  -  ALLAHIM (1046)
  -  Kara Bulutlar (980)
  -  Istasyon (994)
  -  Neden Hep Sen Varsın (1044)
  -  Dertlerin Askiyim (1100)
 

Dost Siteler
  -  Günlük Gazeteler
  -  Kim Kimdir
  -  Canlı TV
  -  Osmanlı Tarihi
  -  Tarihte Bugün Olanlar
  -  Kesintisiz Full Dizi izle
 
Anketler
Sitemizi Nasil Buldunuz ?
Google den

Arkadaştan

Banner Link

Tavsiye Öneri

 
 
     
Murathan Mungan

 

 

Murathan Mungan, 21 Nisan 1955’te Istanbul’da doğdu.

Çocukluğu ve ilk gençlik yılları, memleketi olan Mardin’de geçti. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nü bitirdi. Aynı bölümde “master”ını tamamladı.

Ankara’da Devlet Tiyatroları’nda ve Istanbul’da Şehir Tiyatroları’nda “Dramaturg” olarak çalıştı. 1987’de günlük gazete olarak yayımlanan Söz gazetesinde,“Kültür-Sanat Sayfası” editörlüğü yaptı.

1988’ten beri serbest yazar olarak çalışmakta ve halen Istanbul’da yaşamaktadır.

1991’de Remzi Kitabevi’ne “Çilek” amblemli kırk kitaplık özel bir koleksiyon dizisi hazırlayarak bu diziyi yönetti.

Mungan, çeşitli dergi ve gazetelerde şiirler, öyküler, metinler, deneme, eleştiri ve incelemeler yayımlayarak adını duyurdu.

İlk kitabı 1980’de yayımlandı. Aynı zamanda ilk oyunuydu bu: Mahmud ile Yezida.

Şehir Tiyatroları’nda çalışırken, “Gençlik Günleri” adını verdiği daha sonra her yıl tekrarlanacak olan kapsamlı bir şenliğin yöneticiliğini yaptı; programlar sundu, yönetti.

Murathan Mungan’ın sahnelenen ilk oyunu, Orhan Veli’nin şiirlerinden kurgulayarak oyunlaştırdığı Bir Garip Orhan Veli’dir. İlk kez 1981’de sahnelenen bu oyun, yirmi küsur yıl boyunca sahnelendi ve 1993’te kitap olarak basıldı.

Yazarın Mezopotamya Üçlemesi adını verdiği ve üç oyundan oluşan üçlemesinin ilk oyunu Mahmud ile Yezida yurtiçinde ve yurtdışında birçok topluluk tarafından sahnelendikten sonra, profesyonel olarak ilk kez 1993’te Ankara Devlet Tiyatroları tarafından oynandı. Üçlemenin ikinci halkası olan Taziye ise, ilk olarak 1984’te Ankara Sanat Tiyatrosu tarafından sahnelenmiştir. 1992’de, halkanın üçüncü oyunu olan Geyikler Lanetler’ in tamamlanmasıyla birlikte, Metis Yayınları, üçlemeyi oluşturan bu oyunları, üç ayrı kitap olarak aynı anda yayımlamıştır. 1994’te bu üç oyun bir yıl boyunca Devlet Tiyatroları tarihinde ilk kez olmak üzere arka arkaya Antalya Devlet Tiyatroları tarafından sahnelenmiş, gene aynı yıl Istanbul Uluslararası Tiyatro Festivali’nde, üç oyun ardı ardına tam “on bir saat süren bir gösteri” olarak iki kez tekrarlanmıştır. 1999 yılında Ankara Devlet Tiyatroları yapımı Geyikler Lanetler, aynı yıl Berlin’de, uluslararası bir tiyatro şenliği olan “Theater der Welt”e çağrılmış ve Schaubühne’de gösterilmiştir. Aynı oyun 2003 yılında Yunanistan’da Selanik Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir.

Geyikler Lanetler oyununa kaynaklık eden yazarın Cenk Hikâyeleri kitabındaki “Kasım ile Nasır” adlı öyküsü, 1994’te İtalya’da “La Mamma Umbria”da sahnelenmiştir. Aynı öykü 2004’te farklı bir yorumla Diyarbakır Sanat Merkezi tarafından sahnelenmiştir. Gene aynı kitapta yer alan “Şahmeran’ın Bacakları” adlı uzun hikâyesi, çeşitli topluluklar tarafından sahneye uyarlanmıştır.

Yazarın Lal Masallar adlı öykü kitabındaki “Muradhan ile Selvihan ya da Bir Billur Köşk Masalı” adlı öyküsü, 1987’de, ilkin Fransa’da, Lulu Menase yönetiminde Théâter Des Arts de Cergy-Pontoıse’da, ardından Nurhan Karadağ yönetiminde Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü Sahnesi’nde sahnelenmiştir. Aynı öykü, Amerika’da Penguen Books’un “Dünya Hikâyeleri Antolojisi”ne seçilmiştir. Bosna-Hersek’te yayımlanan Türk öykücülerini içeren bir seçkideyse bu öykünün Boşnakça çevirisi yer almıştır.

Yazarın gene Cenk Hikâyeleri kitabında yer alan“Binali ile Temir” adlı bir diğer öyküsü, 1991’de Ankara Deneme Sahnesi tarafından, 1999’da ise Adana Tiyatro Atölyesi tarafından sahnelenmiştir.

2000’de yazarın bir öyküsü daha sahneye aktarılmış, bu kez de Beşinci Sokak Tiyatrosu, “Dumrul ile Azrail”i, Istanbul Festivali’nden sonra, dünyanın önemli tiyatro festivallerinde, Avusturya, Almanya ve Tunus’un yanı sıra Hollanda’nın çeşitli kentlerinde sahnelemiştir.

2003 yılında Kopenhag’daki “Bette Nansen Theater”da, yazarın “Sayfadaki Gibi”adlı kısa oyunu, bazı Doğulu yazarları bir araya getiren ortak bir proje olan “Bin Bir Gece” içinde yer almış, aynı oyun 2005 yılında İngiltere’de “1001 Nights now” adıyla Nottingham Playhouse’da sahnelemiştir.

Murathan Mungan 1989’da, İngiliz yazar Nell Dunn’ın “Steaming” adlı oyununu “Kadınlar Hamamı” sahneye koymuştur.

Mungan’ın döneminde Ankara İl Radyosu’nca seslendirilen iki tane de radyo oyunu vardır: Dört Kişilik Bahçe ve Ölümburnu.

Mungan bir tanesi filme alınan üç tane de film senaryosu yazmıştır. 1984’te Atıf Yılmaz tarafından filme alınan Dağınık Yatak’ın yanı sıra Dört Kişilik Bahçe ve Başkasının Hayatı adlı iki senaryosu daha vardır. Bu üç senaryo 1997’de üç ayrı kitap olarak aynı anda yayımlanmıştır.

Gazete ve dergilerde İlk yazıları 1975’de yayımlanan Mungan, yirmi yıllık yazı serüveninin çeşitli ürünlerinden yaptığı bir derlemeyi kırkıncı yaşı nedeniyle Murathan’95 adlı bir kitapta toplamıştır.

Bu kitapla birlikte başlayan özel toplama kitapları, şiirlerinden kendinin yaptığı özel bir seçmeyi içeren numaralanmış tek baskı olarak yayımlanmış Doğduğum Yüzyıla Veda ile sürmüş, bunu, 13+1’de şiirlerini, 7 mühür’de kimi öykülerini bir kutu içinde bir araya getirdiği toplamlar ve Türk şiirinde şimdiden bir “kült kitap” olmuş olan Yaz Geçer’in onuncu yılı nedeniyle yapılan büyük boy özel baskı izlemiştir. Ellinci yaşı için hazırladığı ve yalnızca 2005’te yayımlanıp baskısı bir kez daha tekrarlanmayacak Elli Parça kitabı da bu özel kitaplardandır.

Beş bölümden oluşan ve her bölümü ayrı bir yazar tarafından kaleme alınan bir Bülent Erkmen projesi olarak 2004’te yayımlanan Beş peşe romanında da yer almıştır.

Murathan Mungan, bu arada yabancı yazarların öykülerinden ve yazılarından oluşan çeşitli seçkiler yayımlamayı sürdürmektedir. İlk öykü seçkisi Ressamın Sözleşmesi’ni, daha sonra Çocuklar ve Büyükleri, Yazıhane, Yabancı Hayvanlar, Erkeklerin Hikâyeleri ve Kadınlığın 21 Hikâyesi adlı öykü ve yazı seçkileri izlemiştir.

Bütünüyle özyaşamöyküsel bir malzemeden yola çıkan ilk anlatı kitabı Paranın Cinleri’ni 1997’de yayımlamıştır.

Şiir ve öykü arası bir dil ve kıvam tutturduğu yazınsal metinlerini bir araya topladığı Metinler Kitabı ise, 1998’de yayımlanmıştır.

Mungan’ın kimi şiirlerinin Kürtçeye çevirisinden yapılan bir toplam Lı Rojhilate Dile Min (Kalbimin Doğusunda) adıyla 1996’da yayımlanmıştır.

Mungan, bugüne değin çoğu “Yeni Türkü” topluluğu tarafından seslendirilmiş olan şarkı sözleri yazmıştır. Yazdığı şarkıların Türkiye’nin önemli şarkıcıları, toplulukları tarafından yeniden seslendirilmesiyle oluşan ve “tribute” sayılabilecek Söz vermiş şarkılar adlı “cover” albümü 2004’te yayınlanmıştır.

2006’da bugüne dek yazdığı tüm şarkı sözlerini gene aynı ad altında bir araya getirerek kitaplaştırmıştır.

Yazıları, şiirleri ve kimi kitapları bugüne değin İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İsveççe, Norveççe, Yunanca, Fince, Boşnakça, Bulgarca, Farsça, Kürtçe ve Hollanda diline çevrilerek çeşitli dergi, gazete ve antolojilerde yayımlanmıştır.

Murathan Mungan, 1985’ten bu yana Istanbul’da yaşamaktadır.

İlk kitapları farklı yayınevleri tarafından yayımlandıktan sonra, 1986’da Remzi Kitabevi’ne, 1992’de de Metis Yayınları’na geçmiştir. Halen aynı yayınevindedir.

ESERLERİ

Mahmud ile Yezida (1980) adlı oyunuyla 1979 yılında Türkiye İş Bankası’nın açtığı yarışmada ikincilik ödülü aldı.

Osmanlıya Dair Hikayat (1981) adlı şiir kitabıyla 1980 Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü’nü Turgay Fişekçi ve Ozan Telli’yle paylaştı.

Sahtiyan adlı şiiri ise 1981 yılında Gösteri Dergisi Şiir Ödülleri birincisi oldu.

Taziye (1982) yine bir oyun kitabıdır. 1984’te sergilenen bu oyun ile Sanat Kurumu tarafından 1984 yılı en iyi tiyatro yazarı seçildi (Mehmet Baydur ile birlikte).

Hedda Gabler Adlı Bir Kadın hikayesiyle 1987 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü (Nedim Gürsel’le) aldı.

Oyun kitapları:

Geyikler Lanetler (1992),

Bir Garip Orhan Veli (1993).

Öykülerini Son İstanbul (1995),

Cenk Hikayeleri (1986),

Kırk Oda(1987),

Lal Masallar(1989),

Kaf Dağının Önü (1994);

Şiir kitapları:

Osmanlıya Dair Hikayat( 1981),

Kum Saati (1984),

 Sahtiyan(1985),

Yaz Sinemaları (1989),

Eski 45’likler (1989),

Mırıldandıklarım (1990),

 Yaz Geçer (1992),

Oda, Poster ve Şeylerin Kaderin (1993),

Omayra (1993),

Metal (1994),

Oyunlar, İntiharlar,

Şarkılar (1997),

Mürekkep Balığı (1997),

Başkalarının Gecesi (1997) kitaplarında topladı.

Çeşitli alanlara dağılmış yirmi yıllık çalışmalarından bir seçmeyi Murathan’95’te bir araya getirdi. Metinleri Metinler Kitabı (1998) adıyla kitaplaştı.

Resim konulu öykülerden bir seçkisi yayınlamdı: Ressamın Sözleşmesi (1997).

 


 

Adı Dua Olan Sevgilim

 

Yedi Rekat Günah Kıldım Bedeninde

Dizlerinde Yedi Zikir Secdeye Vardım

İhmalin Uzak Meleğine Teninde Aldandım

Yapayalnızdım Kendi Kalabalığım İçinde

Tarih Kadar Yalnız,

Aşka Aşina, Acıya Unutkandım

 

Er Yüzlerde Tavaf Ettim Bunca Yıl Kalb Evini

Kırk Yemin Kurtulmuştur Sanırken İçimin Pınarlarını

İnanmadığım Allah’a

Senin Yüzünden İnandım

Adı Dua Olan Sevgilim

Yandım Yandım Yandım

 

Sessizliğe Borcum Var Birkaç Kelime,

Sessizliğe Borcum Var Birkaç Feryat,

Sessizliğe Borcum Var Birkaç Çığlık,

Sustum, Yıllarca Sustum Kan İçinde

Ödeyemedim Borcumu Onca Şiirle

Adı Dua Olan Sevgilim

Yandı Ruhumn Gömleği

Yedi Deryalar İçinde

Aştım Aştım Aştım

 

Aslında Sen Yoktun

 

Yalnızca Bir Duayı Sevdim Ben

Varlığın Yalanımdı

Aştım Aşktın Aşktı

Geçti Gitti Hepsi

Geçti Gitti İşte

Dudaklarım Kilitli

Yasin Yasin Yasin

 

Çok Şükür Ölmeden

Son Duamı Ettim Ben

Allah Beni Terk Etti

Kendi Dağımı Kazdım Defterime

Gün Geldi Buradan da Gittim..

 

Affedilmeyen

 

Puhu, biyografi çağı

can çekişmenin grameri

varlığın kıstırıldığı sözcükler

hayatını yazsın herkes

tedavüldeki jestler bizi almıyor

karartmayı çalışıyor bürokratik felcin ara dolguları

çok tanrılı görüstü yapıcıları

ne yaptınız

arkhont atum alizeler

ayrıntıların cinnetiyle yoğunlaşan batakta

gündeliğin kiri

üstüpüye silin şiirlerinizi

çığlıklarınızı törpüleyen metal dünya

ne tanrı istiyorsunuz ne patron

görüntü yapıcıları

kanla geçirdiler ellerine bütün iktidarları

kanla alınsın ellerinden

çekinmeyin vahşetin estetiğinden

vardığımız yerde iki şey kaldı geriye

bir intikam bir de affedilmeyen

 

Alabalık

 

Alabalık bir metafor,

denizler ve balıklar içinde

kutsal kitaplara göre ilk yaratılanlar içinde

akıntıya karşı yüzen tek balık

tekini koruyan tekinsiz

ölüme doğru ve ölüme karşı

çağlayan çıkan dikine yüzen bir balıkmış yalnızlık

 

Alacanım

 

ah, nerde benim altından avaze sesim!

yankısı bir duvara gömülmüş testide kaldı

avaze sesim!

 

şimdi başkalarının kalplerinde yankılanan

bir zamanlar içinden geçtiğim aşklardı

feryattan kimseler ölmez, denirken

duvarlardan geçtim

artık kimseyi sevemez aşktan ölmüş yürek, derlerdi

şimdi kulağını dayadığın duvarda inleyen testi

bir zamanlar feryatlarda unuttuğum avaze sesim!

 

alacânım,

mil yeşili gözlerin

dindirdi gözlerimi

kaç körü birden öldürdün bende

mahsur kaldım, eksik oldum, kapına düştüm

ben yandıkça

ezber ettin ayazın demirini

alacânım,

indi mi göğsüne heves?

hangi duvarın halısında

gördün, bildin, vurdun beni

kaç ormandan geçti

içinde kaybolduğumuz o büyük takip

içimizde bunca gurbet dururken

yol ettik uzaktaki sılayı

şimdi burdayız

kanlar içinde

alacânım

indi mi göğsüne heves?

 

etimdeki eksik yangın, sindi yüreğim

seyreldi tenim sahtiyan tarih

mahsur kaldım, meçhul oldum, şehit düştüm,

alacânım,

indi mi göğsüne heves?

 

alacânım,

rahat et ben gölgene ilişeyim

her belanı ben göreyim

yüreğimi ihbar et,

bana bir uçurum ver, gideyim

alacânım,

indi mi göğsüne heves?

biliyorsun adımın kıblesini

bir meşhur hâfızla, meşhur bir şehvet

alacânım,

şuramda sinsi bir sızı

gel öldüğümü farz et

senden gelen her habere

canımdan uçurduğum şahin

pençesinde kaldı bileğim, yazım, harflerim

bir yanım onla uçtu, sende kaldı, ben bittim

alacânım,

indi mi göğsüne heves?

 

alacânım,

yakılmış bir köyün adıydı adın

görmedi kimse

içinde ben de yandım

o gün bugün kalbimin doğusunda tüten duman

nerede olursan ol göğündeyim kanlı tarih her zaman

Mardin'im, Midyat'ım

ah benim altından avaze sesim

kardeşlerimdi ölen de, öldüren de

aranızdaki duvarda

gömülü kaldım

 

etimden uçurduğum uçurum

meşhurdum, meçhuldüm, mahsurdum

bir hâfızken eskiden

mecnun kaldım şimdi

aşktan, senden, kendimden

n'olur sevmeden öldürme beni

alacânım,

söyle, indi mi göğsüne heves?

 

Anakin

 

kimse öç alamaz benim masumiyetimden

dizelerdeki zehirle

kaç hafıza gezer

dilimin altında bilinen yılan

dağları iğne deliğinden geçirir

kimsenin zamanına uğramadan

 

tenha kin uzak gölge hileli

köklerde demlenen

içimizde dinmeyen kuytu mevsim

vaktini bekleyen düğümlü sarmaşıklar gibi

kalbim öldürür herkesi

 

ah kimseden sorulmaz ki

hiçbirşey yapmamanın zehri

 

gövdeye indirilmiş sözlük

kullanırken azalan

vahşiliğin likit beklentisi

içimizde çakallanan şimdi,

burada ve hiçbir zaman

 

taze hikayelerle yamanır yaralı bellek

tuzak yeni tehlikelerle gövdelenir

hiç kullanılmadıkları boşluklarda

sanrısını tetikleyen kelimeler

tanıdık bir yabancılık kazanır

başkalarına anlatıldıkça

çınlayan eşyanın

teslim aldığı

hayatların bilgisi

sızamaz esrarımıza

her iklim kendi mutlağını ararken

kilitli hayallerin yer değiştirdiği aynalardan

aynalara yepyeni bir boşluk kalır

 

damarlarımda sahipsiz akan

kuraklık

gürültüsü vahşi kan

çöl kanunları geçiyor

göçümün unutulmuş ormanlarından

kin bekliyor kınında

borçlandığı zamanları

geri göndermek için

kullandığı günahlara

yemin ve rehin

ne kadar ikizse kalbimize

ölüm aşkta seğirir

kimseye aldırmadan

geçen mevsimler gibi

biz kendimizi tanıdık sanırken

yıllar bizi kendiyle değiştirir

 

ancak şiirle söyleyebiliriz:

kendimize bunca yabancılık

bizi tanıdık kılan

 

kırmızı netice, kızıl kin

kandan alınmış rengin verimi

ömrün birçok çaprazı gibi

uzaklık kazanır görüldükçe

aşkla öldürür, ölümle aşık eder

ruhun duvarlarına köpürmüş

kara is karanlık iklim uçsuz gerçeklik

kendini yaşar sahibinin görünmezinde

ne kadar yolculuk etsende dibe

içinden çıkamadığın

içindeki ölü çocuk

her şey ne çok belli derken

ne çok belirsizlik

anaya babaya yar a aşk kadar derin

aşk kadar büyük kin

yıllara eşlik eden sinsi nabız

saydam zırhlarla korunmuş büyük şemsiyesi gündeliğin

balık gözlerinin bile göremediği derinliklerde

bizden sonrakilere devrettiğimiz

bize teğet kuşanmış gizlerin

bazen yanılıp aşk deriz buna

zaten yanılmadan diyemediği hiç kimsenin

dipte derin damar

aşk, en köklü kin

ana baba yar

bir gün hepsi kaybolur

birbirinin yarasının içinde

 

derin, çok derin

 

toprağın bilinen sırlarıyla

kendimden yapılmış mezarımı örter gibi

bağışlıyorum suçlarımı bilmediğim bir karanlığa

ne kadar ödeşsen de ömrün yetmez

bizi biz yapan içimizin saklı sularında

bizden habersiz yaşayanlara

 

aştım sandığın bir eşiğin ayakları altında

bir gün bir damar uğultusu vurur dünyaya

ölerek bile kaçamazsın aramızdan

ehlileştirilmiş tekrarlarla yaşanan sayıklama

yeniden döneceksin buraya

imkansızdır aşk insan imkansızlaştıkça

dünya başka bir yer olana kadar: anakin

 

 

Anlaşılmayan Şeyler

 

Kolay bir hüzündür gecenin kovuğundan sarkan

Ellerindeki paramparça gecmisin sig bir gövdesidir yolun ortasında

Erken bir gülüşe baslarken (tutanabildiğin yalnızca bir gülüş)

Ve sanki (kendinden korkan) bir erken bağlanmışlık varoluş ve tükenişin.

Bir görüntü anlatır (sanki) bir yolun, bir yogunluğun ortasında bal rengi kani

Ve ayrılığın ta içinde biriken küllüğüdür özlemin.

Eski, ep eski anlatılmamışlıktır defterlerin.

Kuruyan su.

Kuruyan uykusu.

Ve kan yine de bal rengi derbederliğin

 

Antik Kent

 

mutlu günlerimizdi...

deniz tuzu,dövme gül

yanık tarçın gibiydik

rüzgarın saçlarımızı taradığı yamaçlarda

ikimizden bir bayrak

dalgalanırdı

birbirine bakan

tarihin ve otların

arasında

adı yoktu yaşadığımız şeyin

bir boşluk bile değildi bu

onca boşluğun içinde

yontulmamış birkaç harf

taşlar kadar tarihe kefil

günler gibi düşünülmeden akıp giden

otların gölgesindeki gece kadar derin

ay ışığıydı her şeyi sessizce bütünleyen

 

bir dönüş biletiyle kırıldı gece

kırıldı mevsim

kalakaldık

birbirine bakan sunaklarda

zehiri giz olan otlar boyverdi

kırık heykel parçaları dağılmış ten

zaman tarihe geri çekildi

kalıntıları ne kadar ipucuysa bir antik kentin

o kadar biliyoruz nedenlerini ve sonuçlarını

ayrılınca adını aşk koyduğumuz o şeyin.

 

 

Arasta

 

pala ve sicim ülkesinde

sudaki suya söylenen gazeller

eksilen

şiiri kılıçla tartan

hiciv yada ölüm

marifet remizleri

hayal ile hayal

ikiz yeminler

suyun içi boş sudaki suç fermanlardan damlayan

kırmızı harfler

adı unutulan putlar

için saklımızda kalmış onca tören

şimdi arasta vakti

biraz aşk hatırası biraz meydan

biraz akşam yorgunluğu istiyor cengaver

 

kinleri içinde kalmış düşmanlar ve aşıklar

ardında bıraktığı

hep kendine benzeyen ve hep bulduğunu sandığı

önce şiir sonra kimya

ve başkaları da bilsin istiyor bunu

böyle yaparsa eda edilmiş olacak sanki

akşam kazası

yalnızlık pahasına sağımız solumuz ölü gönüllüler

sonu belli seyyitler gibi

hatırı biriktirmek

yaşamın istisnaları

sıradanlığın girdabında

ilhamın ve ihmalin gelip değdigi anlar

boşluğun yolları

karanlık hacim

idrak acısı

aşk payı

günah hakkı yasak hakkı suç hakkı

bir arastada

insan yeniden yaratırken dünyayı

 

akşam oldu

aşk için eda için

akşam oldu

 

şimdi vazgeçmek ya da uyumak zamanı

 

Gönderen = Hazal Koc

Arkadaşima Gönder >>           Sizden önce 326 kişi okudu.  
     



     
Yukarıdaki yazıya cevap yazmak için asagidaki formu kullanin
     


     
Cevap Formu
Adınız :
Email :
Cevabınız :
     


 
 

   

Sitemizde 20 kategoride 619 yazı 328476 defa okunmuştur.  

Copyright © 2008 Acılardeniz şiir sitesi                                                                                                                                               Tasarım: Ali Kılınç