Kategoriler
  - Yüreğimden Nameler (69)
  - Sizin Şiirleriniz (42)
  - Ünlü Şairlerimiz (65)
  - Halk Ozanları (21)
  - Türkü Hikayeleri (74)
  - Türkü Sözleri (27)
  - Müzik Bilgisi (17)
  - Kıssadan Hisseler (13)
  - Fıkıh Köşesi (14)
  - Köşe Yazıları (20)
  - Edebiyat (21)
  - Güzel Sözler (17)
  - Hikayeler (27)
  - Sanat (17)
  - Tarih (27)
  - Felsefe (50)
  - Sağlık (34)
  - Sözlük (23)
  - Makaleler (7)
  - Video ve Resim (34)
 


En Çok Okunan 10
  -  Akciğerlerin vücuttaki görevleri nedir ? (8565)
  -  Ruh Sağlığı Ne Demektir ? (6046)
  -  Ortaçağ Avrupa Sanatı (5933)
  -  Hey On Beşli (5439)
  -  Bedri Rahmi Eyüpoglu (5266)
  -  Acılar Denizi (4128)
  -  Apandisit Genel Bilgiler (3557)
  -  Sen Yoktun (3505)
  -  Belalım (3395)
  -  Sevgi (3259)
 

En Son Eklenen 10
  -  Kücük Selmanin Prikolojisi. (819)
  -  Istemiyorum. (1129)
  -  Sonbahar (1058)
  -  Günaydin. (1071)
  -  Gülüm... (1062)
  -  ALLAHIM (1046)
  -  Kara Bulutlar (980)
  -  Istasyon (994)
  -  Neden Hep Sen Varsın (1044)
  -  Dertlerin Askiyim (1100)
 

Dost Siteler
  -  Günlük Gazeteler
  -  Kim Kimdir
  -  Canlı TV
  -  Osmanlı Tarihi
  -  Tarihte Bugün Olanlar
  -  Kesintisiz Full Dizi izle
 
Anketler
Sitemizi Nasil Buldunuz ?
Google den

Arkadaştan

Banner Link

Tavsiye Öneri

 
 
     
Sabahattin Ali

 

 

25 Şubat 1907'de bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan Gümülcine kazası Eğridere köyünde doğdu. Öğrenimini Balıkesir ve 1927'de İstanbul Muallim Mektebi'nde yaptı. Yozgat’ta öğretmenliğe başladı. Maarif Vekaleti'nin açtığı sınavı kazanarak Almanya’ya eğitime gitti. Postdam ve Berlin’de öğrenim gördü. Yurda dönüşünde Aydın'daki bir ortaokulda Almanca öğretmenliğine atandı. Bu görevdeyken okulda "yıkıcı propaganda" yapmak suçlamasıyla 3 ay tutuklu kaldı. Konya'ya atandı. 1932'de okuduğu bir şiirde Mustafa Kemal'i eleştirdiği suçlamasıyla yine gözaltına alındı. Sinop ve Konya cezaevlerinde bir yıl yattı. Cumhuriyetin 10. Yılı nedeniyle çıkan aftan yararlanarak salıverildi. Maarif Vekaleti Talim Terbiye Dairesi'nde, Neşriyat Müdürlüğü'nde çalıştı. Ankara'da Almanca öğretmenliği, Ankara Devlet Konservatuvarı'nda çevirmenlik, öğretmenlik, dramaturgluk yaptı. 1945'te bakanlık emrine alındı. 1946'da işsiz kaldığı dönemde Aziz Nesin'le birlikte "Marko Paşa" dergisini çıkarmaya başladı. Yayın yoluyla hakaret suçlamasıyla 3 ay hapse mahkum edildi. Serbest kalınca bir kamyon alarak taşımacılığa başladı. Sürekli izlenmekten, yargılanmaktan tedirgin olduğu için yurtdışına kaçmaya karar verdi. Kırklareli üzerinden Bulgaristan'a geçmek istedi. 2 Nisan 1948’de yurt dışında çıkmak için anlaştığı, kendisine kılavuzluk yapan Ali Ertekin tarafından, Bulgaristan sınırı yakınlarında Sazara köyü civarındaki ormanda öldürüldüğü iddia edildi. Mezarının nerede olduğu kesin belli değil. Yazmaya Balıkesir'de yayınlanan "Çağlayan" dergisinde 1925'te yayınlanan şiirleriyle başladı (Bazı kaynaklara göre "Irmak" dergisinde). Yedi Meşale, Resimli Ay, Varlık gibi dergilerde yayınlanan şiirleri, öyküleri, yazılarıyla tanındı. Cumhuriyet döneminin ilk yılarındaki gerçekçi edebiyat akımının öncüsü oldu. İlk toplumsal gerçekçi öyküleri "Resimli Ay" dergisinde yayınlandı. Şiirler, hikâyeler, romanlar yazdı, çeviriler yaptı. Asıl ününü öykü ve romanlarıyla kazandı. Anadolu insanına yaklaşımıyla edebiyata yeni bir boyut kazandırdı. Konularını toplumsal eşitsizliklerden aldı. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirdi. Aydınlar ve kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirdi. 1937'de yayınlanan "Kuyucaklı Yusuf" romanı, gerçekçi Türk romanının en özgün örneklerinden biridir. Öykülerinde, tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatır. İnsanın zavallılığını ve gücünü aynı sarsılmaz üslupla, zaman zaman masalsı ve destansı bir biçimde yansıtmayı başardı.

ESERLERİ

ŞİİR:
Dağlar ve Rüzgâr (1934)
Değirmen Dağlar ve Rüzgâr (1965)
Dağlar ve Rüzgâr, Kurbağaların Serenadı, Öteki Şiirler (1988) tüm şiirleri

ROMAN:
Kuyucaklı Yusuf (1837-1988)
İçimizdeki Şeytan (1940-1982)
Kürk Mantolu Madonna (1943-1988)

ÖYKÜ:
Değirmen (1935)
Kağnı (1936-1983)
Ses (1927-1972)
Yeni Dünya (1943-1982)
Sırça Köşk (1980)

OYUN:
Esirler (tefrika 1936, basım 1966)

Sağlığında yayımlanmış dokuz kitabına, Varlık dergisinde tefrika edilen Esirler (1936) oyunu da eklenince on kitabı, yedi ciltlik bir külliyat halinde Varlık Yayınları arasında tekrar basıldı (1965/1966). Bütün Eserleri önce Bilgi, sonra Cem Yayınevi’nde yeniden basıldı. Yazar üzerine incelemeler arasında; Kemal Sülker’in Sabahattin Ali Dosyası (1968), Asım Bezirci’nin Sabahattin Ali / Hayatı, Hikâyeleri, Romanları (1974), Kemal Bayram’ın Sabahattin Ali Olayı (1978), Filiz Ali Laslo ile Atilla Özkırımlı’nın Sabahattin Ali (1979), Reşit M. Ertüzün’ün Sabahattin Ali Olayının Gerçeği (1985), Filiz Ali’nin "Filiz Hiç Üzülmesin" (1996), Ramazan Korkmaz’ın Sabahattin Ali (YKY 1997) adlı kitapları ve Almanya’da yayımlanan Elisabeth Siedel’in Sabahattin Ali Mystiker und Sozialist adlı çalışması sayılabilir.

 


 

Acaba

Ela gözünden akan

Ateşli nazarların

Acaba acımadan

Kimi yakacak yarın?

 

Dudakların acaba

Kimlerle öpüşecek?

Kimler yarın acaba,

Tuzağına düşecek?

 

Anlıyorum, bizlerden

İntikam alıyorsun.

Lakin ey kadın bilsen,

Nasıl alçalıyorsun.

 

Bütün İnsanlara

Dillerde gezen adım:
Bir seciyesiz, bir it.
Nedense olamadım,
Sizin gibi bir yiğit...

Ne gaye taşıyorum,
Ne bir dağ aşıyorum;
Delice yaşıyorum,
Ne ihtiras, ne ümit...

Yuh...Eğer hayat buysa,
Bu ahmakça uykuysa...
Bana kim sokulduysa
Hadi dedim, hadi git! ..

Bende çok şey var ama,
Akıl filan arama...
Ciddiyetle arama
Koydum dikenli bir çit.

Saçıma düşen aklar,
Ne bir macera saklar;
Çıkarmaz bu dudaklar,
Ne bir küfür ne tevhit...

Korkutmaz beni ölüm,
Bir şeytan kadar hürüm.
Süremez bende hüküm
Ne Allah, ne de Nahit...

 

 

Dağlar

Başım dağ saçlarım kardır,

Deli rügarlarım vardır,

Ovalar bana çok dardır,

Benim meskenim dağlardır.

 

Şehirler bana bir tuzak,

İnsan sohbetleri yasak,

Uzak olun benden, uzak,

Benim meskenim dağlardır.

 

Kalbime benzer taşları,

Heybetli öter kuşları,

Göğe yakındır başları;

Benim meskenim dağlardır.

 

Yarimi ellere verin;

Sevdamı yellere verin;

Elleri bana gönderin:

Benim meskenim dağlardır.

 

Bir gün kadrim bilinirse,

İsmim ağza alınırsa,

Yerim soran bulunursa:

Benim meskenim dağlardır.

 

Eskisi Gibi

Seneler sürer her günüm,

Yalnız gitmekten yorgunum;

Zannetme sana dargınım,

Ben gene sana vurgunum.

 

Başkalarına gülsem de,

Senden uzakta kalsam da,

Sevmediğini bilsem de

Ben gene sanavurgunum.

 

Dağları aşınca başım,

Geri kaldı her yoldaşım,

Gerl sevgilim, gel kardaşım,

Ben gene sana vurgunum.

 

Gönlüm seninkine yardı,

Aynı şeyleri duyardı;

Ayaklarımız uyardı...

Ben gene sana vurgunum.

 

Geçmiyor günler

burda çiçekler açmıyor

kuşlar süzülüp uçmuyor

yıldızlar ışık saçmıyor

geçmiyor günler geçmiyor.

 

avluda volta vururum

kah düşünür otururum

türlü hayaller görürüm

geçmiyor günler geçmiyor.

 

dışarıda mevsim baharmış

gezip dolaşanlar varmış

günler su gibi akarmış

geçmiyor günler geçmiyor.

 

gönülde eski sevdalar

gözümde dereler bağlar

aynadan hayalin ağlar

geçmiyor günler geçmiyor.

 

yanımda yatan yabancı

her söz zehir gibi acı

bütün dertlerin en gücü

geçmiyor günler geçmiyor

 

Koşma

Sevip sevip yarı ele kaptırmak

Kara bahtın bana eski işidir.

Ömrümdeki yıllar kadar yar sevdim

Her biri bir başkasının eşidir.

 

Canlar verdim her birinin yoluna,

Hepsi girdi bir yiğidin koluna,

Bülbül bile kondu bir gül dalına,

Boşta gezen bizim gönül kuşudur.

 

Baktığım yok üzüntüye, sevince.

Feryat etmem yar başından savınca,

Benim gibi sevmelidir sevince:

Ne göz görür, ne kulağım işitir.

 

Kara saçım dik başımda kar oldu,

Ak saçımla yar sevmesi ar oldu,

Bana vuran eller değil, yar oldu,

Bu dert benim dertlerimin başıdır.

 

Kimi aşık dileğine ulaşır,

Sevdiğiyle cümbüş eder, gülüşür,

Kimi benim gibi garip dolaşır,

Asıl aşık kam almıyan kişidir.

 

Kıyamadığım

Hey bir zaman bakıp bakıp

Seyrine doyamadığım!

Şimdi gurbette bırakıp

Sesini duyamadığım!

 

Evde kapanıp kaldın mı?

Seyrana çıkıp güldün mü?

Başkalarının oldun mu?

'Benimsin!' diyemediğim!

 

Akıtıp gözüm yaşını

Hatırlarım gülüşünü;

Kıvırcık saçlı başını

Göğsüme koyamadiğım!

 

Dik yamaçların selisin,

Sen benden daha delisin,

Şimdi kimlerin kulusun?

Başını eğemediğim!

 

Nasıl vurgunum bilirdin,

Niçin benden yüz çevirdin?

Kimlerin koynuna girdin?

Öpmeğe kıyamadığım!

Melankoli

Beni en güzel günümde

Sebepsiz bir keder alır.

Bütün ömrümün beynimde

Acı bir tortusu kalır.

 

Anlıyamam kederimi,

Bir ateş yakar derimi,

İçim dar bulur yerimi,

Gönlüm dağlarda bunalır.

 

Ne kış, ne yazı isterim,

Ne bir dost yüzü isterim,

Hafif bir sızı isterim,

Ağrılar, sancılar gelir.

 

Yanıma düşer kollarım,

Görünmez olur yollarım,

En sevgili emellerim

Önüme ölü serilir...

 

Ne bir dost, ne bir sevgili,

Dünyadan uzak bir deli...

Beni sarar melankoli:

Kafamın içersi ölür.

 

Son Mektup

Ey yar, bu mektubu aldığın demde

Kara topraklara verdim kendimi...

Herşey bana engel oldu alemde,

Bir çoşkun nehirdim, yıktım bendimi.

 

Benim gönlüm doğusundan deliydi;

Başka dünyaların saşkın seliydi...

Bunun böyle olacağı belliydi...

Her şey biter sel yerine döndü mü...

 

Dünya durmaz, bahar olur, kış olur,

Belki senin gözün yaş olur,

Ben garibim, benim gönlüm hoş olur,

Sevdiklerim ayda yılda andı mı...

 

Yıldız olur sana ışık tutarım,

Bülbül olur pencerende öterim.

Yer altında belki rahat yatarım

Yer üstünde çektiklerim dindi mi...

 

Şimdi yaşamayı tatlı bulursun,

Koşarsın, gülersin, tez yorulursun,

Bir gün olur yine bana gelirsin

Deli gönlün yaşamağa kandı mı...

 

Ruhumun Dalgaları

Ruhumun dalgaları, koşup kabarmayınız.

Her damlanız tutuşan göğsüme birer bıçak.

Kalbim bir kayadır ki, nerdeyse yıkılacak,

Hayalden köpüklerle kalbimi sarmayınız.

 

Dümdüz olsam diyorum, ve kumlu bir sahili

Yalayan sular gibi siz de yavaşlasanız.

Bilmediğim yeni bir masala başlasanız,

Çekilse kulağımdan hatıraların dili.

 

Ey eski günler artık bana yaklaşmayınız,

Ey hayaller, vurmayın kalbimin sert taşına.

Bütün bir hayat bile değmez bir göz yaşına,

Ruhumun dalgaları, köpürüp taşmayınız.

 

Yetmez mi?

Aşk seni harab etmez mi?

Takatını tüketmez mi?

Sendeki ateş bitmez mi?

Yetmez mi gönül, yetmez mi?

 

Aşkına yoktur enzade,

Aklını aldı o taze,

Aleme oldun kepaze,

Yetmez mi gönül, yetmez mi?

 

Yar yoluna baktırdığın,

Uykusuz bıraktırdığın,

Aşk yüzünden çektirdiğin,

Yetmez mi gönül, yetmez mi?

 

Hangi derdimi sayayım?

Aşka nasıl dayanayım?

Yandım, daha mı yanayım?

Yetmez mi gönül, yetmez mi?

 

Göğsümde tıkanır sesim,

Yok yaşama hevesim;

Ben bir dermansız bikesim.

Yetmez mi gönül, yetmez mi?

 

Serserinin Ölümü

İki üç gece kuşu ötüşürken derinde,

Hayaletler uçuştu bu yangın yerlerinde.

Gölge gibi yokluğa karıştı yanık evler

Bacalar gökyüzüne uzanan iri devler

Gibi yumruklarını karanlıklara sıktı...

Gece ümitsizsizlerin kalbinden karanlıktı.

 

Bir silâhın alevi yırttı bu karanlığı,

Görüldü bir vücudun yerinde sallandığı...

Uzakta kaybolurken hızlı koşan adımlar,

Kucakladı kanlı bir vücudu kaldırımlar...

 

Bir kurşunla yerlere yıkılan bir serseri

Kazıyor tekmeliyor ayaklarıyla yeri...

Gemi halatı gibi kolları geriliyor;

Vücudu yılan gibi kıvrılıp seriliyor...

Ölümün korkusudur şimdi beynini yakan.

Bir ıstırap nehridir ağzından dökülen kan.

Gözleri deli gibi fırlamış çanağından;

Yaşlar yuvarlanıyor ateşli yanağından...

Dalga dalga kan olmuş mor çiçekli mintanı,

Göğüsünü parçalayıp çıkmak istiyor canı...

Istırap korku hüzün gözlerinde birikmiş,

Sönük nazarlarını sabit bir yere dikmiş.

O gözler bazan her şey bazan da buzlu bir cam...

 

Renksiz dudaklarını araladı:

-Ah anam! ..

Acı bir hırıltıyla parçalandı gıtlağı;

Ecel çözdü hayatla arasındaki bağı.

Çenesi yana düştü gözünün feri söndü,

Vücudundaki en son hayat eseri söndü...

Halbuki bir zamanlar bu da kabadayı imiş,

Bu da adam öldürmüş bu da canlara kıymış;

Günahının tokadı onu da yere serdi:

Kuduz köpek gibi sokaklarda geberdi...

 




Gönderen = Hazal Koc

Arkadaşima Gönder >>           Sizden önce 338 kişi okudu.  
     



     
Yukarıdaki yazıya cevap yazmak için asagidaki formu kullanin
     


     
Cevap Formu
Adınız :
Email :
Cevabınız :
     


 
 

   

Sitemizde 20 kategoride 619 yazı 328480 defa okunmuştur.  

Copyright © 2008 Acılardeniz şiir sitesi                                                                                                                                               Tasarım: Ali Kılınç