Kategoriler
  - Yüreğimden Nameler (69)
  - Sizin Şiirleriniz (42)
  - Ünlü Şairlerimiz (65)
  - Halk Ozanları (21)
  - Türkü Hikayeleri (74)
  - Türkü Sözleri (27)
  - Müzik Bilgisi (17)
  - Kıssadan Hisseler (13)
  - Fıkıh Köşesi (14)
  - Köşe Yazıları (20)
  - Edebiyat (21)
  - Güzel Sözler (17)
  - Hikayeler (27)
  - Sanat (17)
  - Tarih (27)
  - Felsefe (50)
  - Sağlık (34)
  - Sözlük (23)
  - Makaleler (7)
  - Video ve Resim (34)
 


En Çok Okunan 10
  -  Akciğerlerin vücuttaki görevleri nedir ? (8565)
  -  Ruh Sağlığı Ne Demektir ? (6046)
  -  Ortaçağ Avrupa Sanatı (5933)
  -  Hey On Beşli (5439)
  -  Bedri Rahmi Eyüpoglu (5266)
  -  Acılar Denizi (4128)
  -  Apandisit Genel Bilgiler (3557)
  -  Sen Yoktun (3505)
  -  Belalım (3395)
  -  Sevgi (3259)
 

En Son Eklenen 10
  -  Kücük Selmanin Prikolojisi. (819)
  -  Istemiyorum. (1129)
  -  Sonbahar (1058)
  -  Günaydin. (1071)
  -  Gülüm... (1062)
  -  ALLAHIM (1046)
  -  Kara Bulutlar (980)
  -  Istasyon (994)
  -  Neden Hep Sen Varsın (1044)
  -  Dertlerin Askiyim (1100)
 

Dost Siteler
  -  Günlük Gazeteler
  -  Kim Kimdir
  -  Canlı TV
  -  Osmanlı Tarihi
  -  Tarihte Bugün Olanlar
  -  Kesintisiz Full Dizi izle
 
Anketler
Sitemizi Nasil Buldunuz ?
Google den

Arkadaştan

Banner Link

Tavsiye Öneri

 
 
     
Uğur Arslan

 

 

3 Aralık 1972 İstanbul’da dünyaya gelen Uğur Arslan, 1978 yılında İstanbul Karagümrük Muallim Naci İlköıretim okuluna başladı. 1982 yılında burayı bitirdikten sonra Özel Ortadoğu Kolejin’de eğitimini devam ettirdi. Özel Ortadoğu Koleji'ni bitirdikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’ne başladı. Buradan mezun olduktan sonra bir fabrikada çalışmaya başladı fakat kısa bir süre sonra ayrılmak zorunda kaldı. Daha sonra Ak Radyo'da radyoculuk ve hemen ardından, bir yıl sonra Kanal 7'de sunuculuk ve sonrasında program yapımcılığına başladı. Bir yıl sunuculuk, spikerlik eğitimini aldı, ardından da Amerika'da New York Film Akademisi'nde yönetmenlik eğitimi aldı.

Temmuz 1999’da New York’da ilk kısa filmini çekmeye başlayan sanatçı, bir ay sonra askerlik görevini yapmak üzere Türkiye’ye döndü ve askerliğini İzmir Narlıdere’de yaptı. Daha çok yazdığı ve seslendirdiği şiirleriyle tanınan sanatçıdır.

Seni Yağmurdan Sonra Seveceğim

Şimdi git..

Say ki, seninle içinden sevda geçen bir türkü söylemedik.. Say ki, gece mektuplarını, en güzel aşk şiirlerini beraber ezberlemedik..

Say ki, sevda trenini kaçırdığım durakta bir süre beraber beklemedik..

Sen git..

Ben gelemem bu yürekle..

Ya da kal..

Eylül yağmurlarını bekle..

 

Seni yağmurdan sonra seveceğim..

Saçlarıma ak düşmemiş halimle..

Sen yaşlardayken..

Onsekizimde, yirmimde..

Seni yağmurdan sonra seveceğim..

Kaldırımların ıslak ve temiz haliyle..

Yaşlı yüzüm delikanlı yüreğimle..

Seni yağmurdan sonra seveceğim..

Aşksız geçen onca yılı yakacağım..

Sevda alevinde kendi ellerimle...

 

Şimdi git..

Say ki, seninle sahildeki çardakta hiç dondurma yemedik..

Say ki, oturup konuştuğun yaşlı ve yabancı bir adamdı..

Ve sevdadan hiç söz etmedik..

Say ki, hiç gülmedik..

Aynı şeyleri sevmedik..

Ve yağmurdan sonra beraber yürümedik..

Seni yağmurdan sonra seveceğim..

Kimse bilmeyecek, herkesten gizleyeceğim..

Yağmurdan sonraki toprak kokusu olacak havada..

Seninle gökkuşağının altından geçeceğim..

Seni yağmurdan sonra seveceğim..

Ve seni sevdiğimi kimseye söylemeyeceğim..

Belki bu dünya gözüyle gördüğüm son yağmur olacak..

Islak kaldırımlarda sırılsıklam yürüyeceğim..

Ben seni yağmurdan sonra seveceğim..

Ve bir gün ölürsem yeşil gözlerinde öleceğim.....

 

Dün gece yine yalnızdım

Sokağa çıktım

Ve kendime bir çiçek aldım

Kendim almamış gibi yürüdüm sokaklarda

Ve yalnız değilmişim gibi düşündüm

Ama her gece gibi

Dün gece de yalnızdım

Ve kendime bir çiçek aldım

Bir saat geri alınmış saatler

Ben geri almadım

Ve bir saat daha yalnız kalmadım

Bir masaya oturdum

İki çay ısmarladım

Ben içtim

sen soğuttun

sana söyleyeceğim her şeyi yuttum

çok dert etmedim

çünkü yoktun

dün gece yine yalnızdım

rahat ağladım

yokluğundan gizlemedim gözyaşlarımı

ve lambaları hiç karartmadım

dün gece

her gece gibi yalnızdım

sokağa çıktım

ve kendime bir çiçek aldım

sen sandım

Koklamadım

 

Bir Çiçek Aldım

 

 Adı Mehmet

 Adı Mehmet...

Kara kıtanın kara gözlü, zayıf yüzlü çocuğu.

Göz kapaklarında güneş ve çapakları çöl sarısı.

Çaresizliğin girdabında.

Kelebek renkli yüzünün yorgun yarısı.

Adı Mehmet...

Bir halkın hikayesi yani.

Yeni günün solduğu beldeye, asırlar öncesinin bir yolculuk efsanesi.

Bir halkın ismi yani.

Kaderden ötesi olmayan.

Adı Mehmet...

Kimseden medet ummayan.

Aç karınlı, hasta yüzlü ama tok gözlü.

Öylece duran ve sabreden.

Uzaktan gelen yolcuları ağırladığı günkü gibi.

Necaşi gibi, Habeşi gibi.

Doğru, dürüst, iyi, insan yani...

Adı Mehmet...

Bir umudun ismi.

Çöle yağmur yağdığı günün.

Karnının doyduğu günün.

Öldüğü günün.

Ve üstünde çiçekler açabilen bir mezara gömüldüğü günün ismi yani.

Adı Mehmet...

Kimse tanımaz, kimse bilmez.

Kara gözleri gülmez.

Dünyanın gözü kör olmuş sanki.

Kimse onları görmez.

Adı Mehmet...

Kim duyar ki; Dudağında bir feryat! !

Savaşmak dudurken yani,

Mehmet'i kim dinler ki?

Açlığı kim dinler ki?

Adı mehmet...

Hastalığın gözlerindeki buğusu.

Açlığın kokusu.

Ve ölümün korkusu.

Bir kum fırtınası uğultusu.

Ağlayan bir bebek sesi.

Ve zayıf dizlerin yağmursuz çöllerdeki izi.

Söyle dünya insanların kaç kişi?

Kaçı sağır, kaçı kör, kaçı arsız, kaçı erkek, kaçı dişi?

Açlıktan ölmek kaldımı be şimdi?

Söyle dünya insanlık kimin işi? .....

 

Aziz Yarim

Aziz diyar El aziz

Madenin gülü kokmuyor sensiz

Hala haritanın sağ köşesindeyiz

Her defasında sensiz her defasında sana dertliyiz

Aziz yarim sanki ben hala 25 sen hala 18

Değişen hiçbir şey yok bak bizde

Telvelerin kabardığı diplerde

Eşrefin oturduğu mahalledeyiz

Öyle bir özlemişiz ki seni

Artık dönsen de olur dönmesen de

Biz her daim yine sana sitemli yine sana hasret gideriz

Aziz yar sen bir sabah bu şehri başıma yıkıp gittin

Dağları deviriverdin üstüme hiç çekinmedin

Ben bu şehirde bir daha da sabah görmedim

Günaydınlar olmadı günler aymadı sensiz

Karalar çekildi gözümün ferine

Son soluğumun dibine çöktüm öylece

Gidişin gibi durdum şuracıkta

Her gün şu köşe başında kaç yıllar saydım

Hiç yaşamadım sensiz ama hep yaşlandım inadına

Her hazan hep hüzünle geçti bu şehirde

Ben bir El azize birde sana kıyamadım işte

Her hazan hep hüzünle geçti bu şehirde

Ben bir El azize birde sana kıyamadım işte

Daha geçmedi benim sana ağrılarım

Salındığın sokaklar hala sızım sızım

Yıktığın duvarlarda durur yine gül adı n

Hiç dayanmadım hiç dayanamadım

Bu enkazın altında seni düşünmeden yaşamadım yaşayamadım

Ben sana nerde yanlış yaptım aziz yar

Bir sabah gidiverdin aklımı kaçırdım

Anlamadım hatalarımı hiç söylemedin

Kafamın içinde bu sorularla ölmedim bile bak ölemedim

Ben kafamın içinde bu sorularla ölmedim ölemedim

Bana bir özlemin kaldı yadigar bu viranede

Derdimi sığdıramıyorum bedene

Yıkılıyorum her geçen gün yokluğunun üstüne

Sıkılıyorum bazen

Sakınıyorum yinede seni gönlümün her köşesinde

Yine duruyor mu toyluğunun kabri gamzelerinde

İşvenin alası savrulurdu tellerinde

Ne senden geçilirdi ne bu diyardan gidilirdi

Bir tutam saçın uğruna yaktıydım ben bu şehri

Sonra bende yandıydım içinde

Hiç gitmedim buralardan senelerce

Sensizlikten gidemedim bir adım öteye

Bir derin yara bir derinlikli sevda bıraktın ya sen bana

Paylaşamadığım tek acı hatıra en anlamlı dua yine sendin bana sendin

Aziz yarim El aziz

Madenin gülü kokmuyor sensiz

Biz hala haritanın sağ köşesindeyiz

Her defasında sensiz her defasında sana demiz

Aziz yarim ben sanki hala 25 sen sanki 18

Değişen hiçbir şey yok bak bizde

Telvelerin kabardığı diplerde

Eşrefin oturduğu mahalledeyiz

Öyle bir özlemişiz ki seni

Artık dönsen de olur dönmesen de

Biz her daim yine sana sitemli yine sana hasret gideriz .

 

Bazen

Bazen çıkardım

Fenerden

Hiç... Öylesine

Önce kalbime

Sonra ayaklarıma

Bırakırdım

Gideceğim yerin seçimini

 

Ve bir kaç saat sonra

Ulaştığım yer hep aynı olurdu

Eski cumbalı ahşap evlerin bulunduğu

Kesme kaya caddeli dar sokaklar

 

Çocukluğum gelirdi buralarda aklıma

Belki ondandı

Önlüğüm

Hiçbir zaman bembeyaz

Ve ütülü kalamayan yakalığım

Kendimden ağır okul çantamla

Çıktığım yokuşları, çıkmaz sokakları

Dolaşırdım

 

Bazen

Her pazartesi sabahı

Ve cuma günleri esas duruş

Avaz avaz çınlardı kulaklarımda

Türküm, Doğruyum, Çalışkanım...

 

Sonra

Okul çıkışı simitçiler

Macun ve pamuk helva fasılları

İki buçuk liraya iki gofret

Ve bir gazoz içtiğim günler

Ve top oynadığımız

Çöplük bozması arka bahçe

 

Çocuk olmak güzeldi

Çocukluğunu yaşayabildiğin sürece...

 

Çocuklar görürdüm

Kendi küçüklüğüme benzeyen

Sokak aralarında

 

uzaktan izlerdim

Ve izlerken çocuk olurdum

İster istemez

 

Eskiden daha mı güzeldi herşey

Yoksa çocuk olduğumuz için mi öyleydi.

 

Ama birşeyler eksikti

Belki de

Eski renkler

 

Beni Sana Yönlendir

Telefon numaranı bana yönlendir bundan sonra

Arayan benden duysun sesini

Ben anlatayım her günün, bütün ömrünün efsanesini

Bütün hilelerini benden bilsinler senin

Bütün yalanlarını ben söyledim sevdaların

Her ayrılığın fâiliyim bundan sonra

Ben yalancı, ben zalim, ben kaçak

Ben sözünde durmaz, ben kazandığı gün çekip giden...

Benden bilsinler; Ben her hikayenin katili.

Gamzelerine astığın suçluluğu,

Gençliğimin firâri fikrine yönlendir

Arayan benden sorsun tarihinin ağır günahlarını

Bırak benden bilsinler bu ayaklanmayı

Bütün ipuçlarını bende arasınlar bu eylemin

Bende kurulsun adaletin mahkemesi

Yakınların çeksinler ipimi

Sen yine yalancı şahit, meçhul tanık

Sen hep olduğun gibi kal yani.

Sen yine bana ödet,

Harcadığın bütün kıymetli değerlerin bedelini

Benden bilsin herkes hayata taktığın borçları

Ben bağladım masumiyeti haraca

Ben kestim bütün sevmelerin yüklü hesabını

Aşkın sesini duyduğumda kaçacağım ben

Ben bütün uyruksuz oyunların öz vatanı

Ben yalnızlığın acı sitemi

Ben eylemci, ben firâri, ben yok!

Silah kullanmam hiç. Aldatırım ben

Sen dünyanın bütün denizlerini, kuraklığının terkisine yönlendir bundan sonra

Özleyen bende baksın gözlerinin mavi demine

Bırak benden bilsinler sulak yerleşim bölgelerine giden toplu göçleri

Çağların bütün savaşlarında beni yensinler

Bende arasınlar dünyanın aşka açlığının ekolojik nedenlerini

Sen ölü kuşların kanatsız ruhlarına takılıp cennete git.

Sen yine yalan söyle.

Sen ihanet et her sevgiye yine

Sen kavgalarımın ilk tokadını atıp kaçıver kalleşçe

Sen sancı ol, deliliğimin koğuşu ol.

Yokluk ol sen yine

Benden bilsinler bu evin viraneliğini

Ben yıktım duvarlarını bütün binaların

Ben korktum yüreğimi açık etmekten

Kaçtım iste bir aşkın esaretine düşmekten

Kaçtım iste

Bütün gidişlerin sebebiyim aslında

Ben korkak, ben deli, ben tokatçı.

Ne kadar asil bir eylem de olsa

Boyun eğilmez aşka!

İçimde esaretin kütlesini duyumsadığım an

geçerim verdiğin her güzellikten.

Ben asırlık sevdaların kelepçesine tüneyen

hain kusun ta kendisiyim.

Sen en iyisi hiçbir şeyini yönlendirme bana

Sen en iyisi beni sırtımdan vurmakla kal

Yalnızca benden götürdüklerinden ibaret dur orada

Yalnızlığımın bas ağrıları gibi kal aklımda

Sen bana hiçbir şeyini yönlendirme sakın

Sen aslında kendini benden sakın

Hiçliğine alışmak mümkün gibi

Sigarayı bırakmak gibi yani

alışkanlığını üzerimden silkelemek

Yani ilk gün çıkmıyorsun aklımdan

İkinci gün daha çok özlediğim de doğru

Diğer günlerin halini hatırlamıyorum bile

Bildiğim bir şey var lakin;

hala ara sıra sigara gibi sabrımı yokladığım.

Dumanımda bir görünüp kaybolduğum

Sen en iyisi hiçbir şeyini yönlendirme bana

Batak sularımda devir dur

Ara sıra ufkumda görünüp, kır dümenini sonra

İnsanlığımın tarihine çektiğin bıçağı taşıyamıyor gururum

Yokluğuna alışmayı sanki daha hassasiyetli buluyorum

Sen en iyisi benden uzak dur

Ben yalnızlığın acı sitemi

Ben eylemci, ben firâri, ben yok!

Silah kullanmam hiç aldatırım ben! .

 

Beni Tanırsın Sen

Çok zamansız zamanlardan geçtim

Samanı mayalanmadan saklanmış zamanlardan.

 

Beni tanırsın sen!

Vaatlerin yanar döner hiçliğini,

Dağları ateşe veren arzuların kalleşliğini,

Masumiyetin can yakan dönekliğin bilmişliğim de

Aynı zamanlardan...

 

Çocukluğumdan da uzak şimdi

Sevdaya hasretliğim

Aşkta kaybetmeyi marifet bilmişim

Ve yüreğimin limanına sokulan her kadını

Seve seve kaybetmişim.

Ben bana gelene değilde

Nedense hep benden geçene yeltendim

Bir yanım günaha

Bir yanım acıya öykünürdü

Aklıma hep düşende

Düşünüm gül yüzüydü...

 

Beni tanırsın sen!

Acının tadını sigarayla sevdim

Sigarasız acılar çekemedim

İçinde yar olmayan şarkıları ezberlemedim

'Sigaramın dumanı, yoktur yarin imanı'

Bütün hüzzam sözleri sanki ben besteledim.

Ud oldum, kanun oldum

Sadece ve ancak tellerime vuruldukça inledim

Unutamadığım en güzel şarkıydı keza

Bana ağladığın efkarlı sesin...

Bak gülüm!

Sen bilirsin

Mardin'de unuttuğum gençliğim

Mardin'de yandığım cehennemim

Gözünü sevdiğim, gamlı yarim

Mardin'in yasında son nefesim

 

Beni tanırsın sen!

Küfür ederken de utanmadım

Ciğerlerimi patlatıp ağlarken de

Bir, seni seviyorum derken kızarırdı cemalim

Hala da içimden sevmeyi tercih ederim.

 

Beni bilirsin sen!

Ne param kaldı ne anam kaldı yitirmediğim

Hep söylerim, benim kaybetmişliğim doğuştan

Ne dostlarım, ne şen mahalle

Sadece biri vardı mazide

Bileceksin adını sende

Bilecek adını herkes

İnan hiç kimse değil

Bir o kaldı geçmişin içinde

24 yıl yaslı Mardin'e uğramadım

Ayrılıkların anasını belledim

Adam gibi bir ayrılık daha görmedim.

 

Çok zamansız zamanlardan geçtim

Samanı mayalanmadan saklanmış zamanları bildim

Yangınım aşkların anasını satmışlığımdı benim

 




Gönderen = Hazal Koc

Arkadaşima Gönder >>           Sizden önce 391 kişi okudu.  
     



     
Yukarıdaki yazıya cevap yazmak için asagidaki formu kullanin
     


     
Cevap Formu
Adınız :
Email :
Cevabınız :
     


 
 

   

Sitemizde 20 kategoride 619 yazı 328485 defa okunmuştur.  

Copyright © 2008 Acılardeniz şiir sitesi                                                                                                                                               Tasarım: Ali Kılınç