Kategoriler
  - Yüreğimden Nameler (69)
  - Sizin Şiirleriniz (42)
  - Ünlü Şairlerimiz (65)
  - Halk Ozanları (21)
  - Türkü Hikayeleri (74)
  - Türkü Sözleri (27)
  - Müzik Bilgisi (17)
  - Kıssadan Hisseler (13)
  - Fıkıh Köşesi (14)
  - Köşe Yazıları (20)
  - Edebiyat (21)
  - Güzel Sözler (17)
  - Hikayeler (27)
  - Sanat (17)
  - Tarih (27)
  - Felsefe (50)
  - Sağlık (34)
  - Sözlük (23)
  - Makaleler (7)
  - Video ve Resim (34)
 


En Çok Okunan 10
  -  Akciğerlerin vücuttaki görevleri nedir ? (8565)
  -  Ruh Sağlığı Ne Demektir ? (6046)
  -  Ortaçağ Avrupa Sanatı (5933)
  -  Hey On Beşli (5439)
  -  Bedri Rahmi Eyüpoglu (5266)
  -  Acılar Denizi (4128)
  -  Apandisit Genel Bilgiler (3557)
  -  Sen Yoktun (3505)
  -  Belalım (3395)
  -  Sevgi (3259)
 

En Son Eklenen 10
  -  Kücük Selmanin Prikolojisi. (819)
  -  Istemiyorum. (1129)
  -  Sonbahar (1058)
  -  Günaydin. (1071)
  -  Gülüm... (1062)
  -  ALLAHIM (1046)
  -  Kara Bulutlar (980)
  -  Istasyon (994)
  -  Neden Hep Sen Varsın (1044)
  -  Dertlerin Askiyim (1100)
 

Dost Siteler
  -  Günlük Gazeteler
  -  Kim Kimdir
  -  Canlı TV
  -  Osmanlı Tarihi
  -  Tarihte Bugün Olanlar
  -  Kesintisiz Full Dizi izle
 
Anketler
Sitemizi Nasil Buldunuz ?
Google den

Arkadaştan

Banner Link

Tavsiye Öneri

 
 
     
Ümit Yaşar Oğuzcan

 

22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus’ta doğdu. Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi (1946); Türkiye İş Bankası’na girerek Adana Ankara ve İstanbul’da çalıştı otuz yılını doldurunca Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken emekliliğini istedi ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul’da kendi adını taşıyan sanat galerisi kurdu.

Şiire 1940’da Yedigün şairleri arasında başlayan; 1975’te 33 şiir 4 düzyazı kitabı 13 antoloji ve biyografik eser toplam 50 kitap çıkarmış bulunan şiir plakları şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan günümüzün en popüler şairidir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk ayrılık özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini 1973’te büyük oğlu Vedat’ın ölmesi üzerine hayatın boşluğu ölüm ve acı gibi derinliklere öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Şairlik başarısını daha etkili aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi.4 kasım 1984 tarihinde öldü.

1967’ye kadar ki hayatı eserleri hakkında yazılanlardan seçmeler “Ümit Yaşar/25. Sanat Yılı Jübilesi” adlı bir kitaptadır.


ESERLERİ

Çoğu dört beş kere basılmış 33 şiir kitabının ilk baskı yıllarına göre isimleri: İnsanoğlu (1947) Dolmuş (1955) Aşkımızın Son Çarşambası (1955) Bir Daha Ölmek (1956) Kör Ayna (1957) İki Kişiye Bir Dünya (1957) Beni Unutma (ilk yedi kitabından seçmeler 1959) Karanlığın Gözleri (1960) Akıllı Maymunlar (1960) Seninle Ölmek İstiyorum (1960) Üstüme Varma İstanbul (1961) Sahibini Arayan Mektuplar (1961) Yeni Dünya Rekoru (1961) Sevenler Ölmez (1962) Çigan Gözler (1962) Ötesi Yok (1963) Hüzün Şarkıları (1963) Bir Gün Anlarsın (1965) Sadrazamın Sol Kulağı (1965) Mihribana Şiirler (1965) Taşlar ve Başlar (1966) Seni Sevmek (1966) İnşallahla Maşallah (1966) Toprak Olana Kadar (1968) Göbek Davası (1968) Ben Seni Sevdim mi (1968) Halktan Yana (1969) Aşk mıydı O (1969) Önce Sen Sonra Ben (1971) Rubailer (1972) Yalan Bitti (1975) En Eski Yalnızlığımdın Sen Benim (1978) Dikiz Aynası (yergi şiirleri 1982)

Acılar Denizi (1977) isimli kitabı son kitabı dışında bütün şiirlerinden seçmeler kitabıdır.

Diğer seçme şiirler kitabı Şiirle 40 Yıl (1982) adını taşıyor. Bütün Şiirleri Özgür Yayınları’nda

 

Acılar Denizi  

Ben acılar denizinde boğulmuşum

işitmem vapur düdüklerini , martı çığlıklarını

Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni

Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

 

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime

Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını

Bu ne karanlık , bu ne zindan gece böyle

Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

 Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma

Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek

Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

 

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa

Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse

Yılların içimde bıraktıklarını...

Adak  

Sana şiirler okuyacağım, gitme

Güneşler doğacak yalnızlığımdan

sana bir ışık getireceğim

Büyük aydınlığımdan

 

Sana bir dolu umut getireceğim

Küçük ellerine sığmayacak

Sana Afrika gecelerini getireceğim

Sımsıcak

 

Sana çiçekler getireceğim

Bozulmuş güz bahçelerinden

Sana bir serinlik getireceğim

Yağmur tanelerinden

 

Sana avuç avuç yıldız getireceğim

Güneşimden başka

Sana engin denizlerin maviliğini getireceğim

Köpük köpük dalga dalga

 

Sana bir rüzgar getireceğim

Dağlardan, tepelerden

Gitme, sana zamanı getireceğim

Zamanın bittiği yerden

 


 

Affet Beni  

Bugün bütün iyi kalpliliğim üzerimde

Cümle düşmanlarımı affettim

Yediğim meyvalardan

Kokladığım çiçeklerden af diliyorum

 

Yerde yürürken gördüğüm

Sebebsiz kanına girdiğim

Zevk için öldürdüğüm

Böceklerden af diliyorum

 

Dağdan, topraktan, taştan

Evlattan, akrabadan, arkadaştan

Yağan yağmurdan, doğan güneşten

Denizlerden, göklerden af diliyorum

 

Yıllardır kahrımı çeken kadından

Ondaki yaşamak ümidinden

Baba evinden, ana sütünden

Yediğim ekmeklerden af diliyorum

 

Kadrini, kıymetini bilmediğim

Hayali ile bahtiyar olmadığım

Otuz yıl arayıp bulmadığım

Geleceklerden af diliyorum

 

Ağıt  

Her şey güzeldi bir zaman, çok önce

Şehirler, insanlar, güneş deniz

Mutluluğumu görebilirdiniz

Çökmeseydi içime bu son gece

 

Her şey bir anda bitmeseydi, yazık

Olmasaydı gençliğime aptalca

Belki de o yerlere varırdık

O uzak dağlara ulu: koskoca

 

Orada her şey değişirdi belki

Acardı umutlarımız bakarsın

Ateş rengi, kan rengi güller gibi

Toprağında kim bilir hangi aşkın

 

Oysa simdi nerdeyiz, neyiz bak

Her umut belirtisinden uzağız

O sevilmiş gözlerde saf ve berrak

Bir ayna bile yok bakacağımız

 

Her şey kurşuni bir renk almış, soğuk

Bozkırlardır uzayan önümüzde

Kime baksan o yüz: veremli, soluk

Tek mavi kalmamış gökyüzümüzde

 

Her yerde bitmişliği güzelliğin

Kum kamyonları putreller betonlar

Sonra ta beşikten mezara deyin

Sıfırlar, yüzler, binler ve milyonlar

 

Hadi öl bakalım ölebilirsen

Zincirlerle bağlıyken yaşamaya

Omuzla yükünü, hadi yalnız sen

İsterse gücün olmasın taşımaya

 

Yenik duşmuşuz iste gerçek ortada

Çokmuş boynumuza zulmün elleri

Bir tutsak, bir dolap beygiri ya da

Bir mahkum gibiyiz kaç yıldan beri

 

Yargıç hükmünü çoktan vermiş oku

Boynundaki yaşamak fermanını

Yaşamak sonra ölmek; iki korku

Geri getirmezken bir anını

 

Terkedilmiş şehirleri bilirsin

Bilirsin gömülmüş uygarlıkları

Ve düşün ki; patlaması bilincin

Yırtmaya yetmiyor karanlıkları

 

Öyleyse çek sapla göğe bıçağını

De ki; benim isim tanrılıktan güç

Benim hem yüksek, hem en aşağı

İste ellerimde sonsuzluk ve hiç

 

De ki; ömür verdin; en büyük yalan

De ki; Beden verdin; içi boş ve kof

İste! Yüce eserin, işte insan

Ve yırt göğsünü, bağır: Of Tanrım of.

 

Aldanış  

Yıkılmak,ezilmek her gün biraz daha

Dostlar değişiyor aldanmalar değil,

Aksimizden eser yok şimdi o sularda

Çirkin olan biziz aynalar değil...

 

Şerefsiz ellerin şerefe kaldırdıkları

Şişeler,kadehler o cam kırıkları

Götürün,götürün bu aydınlıkları

İçimde güz başladı ilkbahar değil,

 

Ne bir anlayışlı el,ne bir dost bakış

Biraz ümit,biraz hayal sonra aldanış

En güvendiğimiz tepelere kar yağmış

Deniz o deniz değil,dağlar o dağlar değil...

 

Altıncı Mektup  

Bir gün bir yalnızlığa düştüm yine. Başımı

ellerimin arasına aldım, sessizce ağlamaya başladım .

Önümde yarıya gelmiş bir konyak şişesi 'beni iç'

diye fısıldıyordu, 'beni iç'. Sonra yalvarmaya başladı:

'Ne olur' dedi 'ne olur haydi iç beni'.

 

Bir bardak doldurdum, tepeme diktim .

Şişe rahatladı, sustu. Hani ellerimiz birbirine

değince nasıl oluyorduk? İşte öyle oldum .

Hani bakışlarımız buluştuğu zaman, bir başka

türlü atması vardı yüreklerimizin. Onu hatırladım .

 

Sonra bir tren hareket etti. Sabahtı. Karşıkarşıyaydık .

Konuşuyorduk. Ben sevmek diyordum durmadan.

Gözlerim gözlerine soruyordu: 'seviyor musun?' diye.

Hep evet diyordu gözlerin, ellerin, dudakların hep

evet diyordu. Oysa ki, bir çok hayır diyen insan vardı

çevremizde. Örneğin: bir çocuk hayır, diyordu, bir kadın,

bir adam ve bir başkası, bir başkası hayır diyordu.

Hayır'lar arasında ezilmeğe mahkûmdu evet'lerimiz .

 

Tren ilerliyordu. Gözlerin gözlerime soruyordu

ne olacak diye. Sigara üstüne sigara yakıyordum,

kadeh kadeh içki içiyordum, fakat bilmiyordum

ben de ne olacağını. Bizi sürükleyen bir akıntıydı.

Durduramazdık onu, hükmedemezdik ona.

Bir anafora rastlayıp yok oluncaya kadar akıp

gidecektik işte. Peki anafor nerdeydi? Uzak mıydı?

Belki çok yakındı kimbilir. Biz onu

göremiyecektik. O, gözlerimizi kör ettikten sonra

saracaktı bizi buz gibi kollarıyla.

 

Tren ilerliyordu. Pencereden deniz görünüyordu.

Denize akşam güneşi vurmuştu. Renk renk

kayıklar gördük kıyılarda. Denize taş atan çocuklar

gördük. Uzakta bir balıkçı ağlarını topluyordu.

 

Ve tren ilerliyordu. Kadere yaklaşıyorduk .

Bir alacakaranlık bastı zamanı. Gözlerim gözlerindeydi.

Ellerini tuttum, titredin. Acı acı bir düdük öttü.

Bir şeyler koptu içimizden.

 

Sonra tren durdu, indik, yollarımız ayrı ayrıydı.

Şimdi, o gün verdiğin yalnızlığı yaşıyorum .

 

Andıkça

Ne zaman seni düşünsem içim ürperir,

Seninle gecen her saat, her gün gelir aklıma.

Bir akşam vakti gelir bir deniz kıyısı gelir,

O eşsiz hatıralar bütün gelir aklıma.

 

Ne yapsam unutamam yaşadığımızı,

Sevgindi sevgilerin en yalansızı.

Şimdi nerede bir gül görsem kırmızı,

Dudaklarımı uzun uzun öptüğün gelir aklıma.

 

Bir çıban büyürcesine ortasında gecenin,

Dolar yüreğime hüznü seni sevmenin.

Dünyada ne benim yerim var artık ne senin,

Ağlarım başucunda ölümün gelir aklıma

 

Anı  

Ne varsa en güzel üç gün üç gece

Bir kıyı şehrinde seninle yaşadık

Tutuştum,elim ellerine değince

Öylesi sıcaktın,öylesi aydınlık

 

Güzellikten,mutluluktan,sevgiden

Kumların üstünde bir evren yarattık

O dakikalar yaşandı mı sahiden

Bir düş müydü yoksa gercekten var mıydık

 

Nasıl geçip gidiverdi o zamanlar

O bir daha zor yaşanılır çılgınlık

O alev alev yaktığımız ormanlar

 

Ey şimdi o kıyı şehrinde kalanlar

Duyun,anlayın,haykırın çığlık çığlık

Böyle bir anı bir daha yaşanmaz artık

 

Anılarda Yaşarken  

Çekingen adımlarla sesiz ve ürkek

Bir gün uzaklardan bir giz gibi geldin

O büyülü şarkılarını söyleyerek

Gençliğimi geri getirdi ellerin

 

Sundun paha biçilmez güzelliğini

Öylesine diri öylesine sıcak

Böylesine bir mutluluk anladım ki

Ömür boyunca bir kez yaşanır ancak

 

Bir kez nefes aldığını anlar bir gün

Bir kez bir kişiyle insan bütünlenir

Özlem dediğimiz o hançer bir düşün

Bir kez saplanmak için kaç kez bilenir

 

Anılarsa bitmez bizimdir daima

Umulmadık yerlerde yeşerir büyür

Yaşamak baştanbaşa yalan olsa da

O alır bizi uzaklara götürür

 

Emzirir gür memelerinden istekle

Biz farkına varmadan uzar ömrümüz

Anılarda yaşarken bir gün gelir de

Biz de birer fani olur ölürüz

 

Arayış  

Bir taşzehir verin bana içeyim

Tek unutmak için acılarımı

Baksana; kırdılar kapılarımı

Yağmalandı kalbim, ömrüm, herselim

Kursuna dizdiler anılarımı

Yenik duştum bu savaşta neyleyim

Bir mezar nasılsa iste öyleyim

Unuttum en güzel şarkılarımı

Gündüzü yok upuzun bir geceyim

Yitirdim umut kırıntılarımı

Sevgimi, neşemi, bütün varımı

Çaresiz bir yokluğun içindeyim

Gömdüm içime yıkıntılarımı

Arıyor bir yarim öbür yarimi

 

 

Aşk Başlamadan Güzel  

    

 

Aşk başlamadan güzel,

Kalplerde heyecan

Bakışlarda korku olduğu zaman güzel...

Birbirimize sezdirmemek için çırpınış,

Başkaları görmesin diye çabalayış,

Gözlerim gözlerinin mavisine değdiği zaman...

Aşk başlamadan güzel....

 

Ben Eylül Sen Haziran  

Bir eylüldü başlayan içimde

Ağaçlar dökmüştü yapraklarını

Çimenler sararmıştı

Rengi solmuştu tüm çiçeklerin

Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı

Katar gidiyordu kuşlar uzaklara

Deli deli esiyordu rüzgar

Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa

Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar

 

Neydi o bir zamanlar

Sevmişliğim, sevilmişliğim

O heyheyler, o delişmenlikler neydi

Ne bu kadere boyun eğmişliğim

Ne bu acıdan korlaşan yürek

Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım

Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne

Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım

 

Beni kötü yakaladın haziran

Gamlı, yıkık eylül sonuma

Bir ilk yaz tazeliği getirdin

Masmavi göğünle

Cana can katan güneşinle

Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime

Çiçekler açtı dokunduğun

Çimler büyüdü yürüdüğün

Ve güller katmer oldu güldüğün yerde

 

Basımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi

Oldurduğun yemişlerin ağırlığından

Dallarım yere değiyor

Güneşi batmadan saçlarının

Bir dolunay doğuyor bakışlarından

Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma

Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık

Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan

Ölebilirim artık

 

Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse

Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma

Baksana; parmak uçlarım ateş

Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden

Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan

Benimle meydan oku her çaresizliğe

Benimle uyu, benimle uyan

Birlikte varalım on üçüncü aylara

.

Aşk Çizgisi  

Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?

Bir aşk çizgisi var her şeyden öte

O çizgiden başka bütün çizgiler

Aşkı tüketmede

 

Kimi dik çizgilerin kimi paralel

Eğri büğrüsü, düzgünü, kalını, incesi

Ve bir gün sarıyor bütün çizgileri

Ölüm çizgisi



Gönderen = Hazal Koc

Arkadaşima Gönder >>           Sizden önce 348 kişi okudu.  
     



     
Yukarıdaki yazıya cevap yazmak için asagidaki formu kullanin
     


     
Cevap Formu
Adınız :
Email :
Cevabınız :
     


 
 

   

Sitemizde 20 kategoride 619 yazı 328486 defa okunmuştur.  

Copyright © 2008 Acılardeniz şiir sitesi                                                                                                                                               Tasarım: Ali Kılınç