Kategoriler
  - Yüreğimden Nameler (69)
  - Sizin Şiirleriniz (42)
  - Ünlü Şairlerimiz (65)
  - Halk Ozanları (21)
  - Türkü Hikayeleri (74)
  - Türkü Sözleri (27)
  - Müzik Bilgisi (17)
  - Kıssadan Hisseler (13)
  - Fıkıh Köşesi (14)
  - Köşe Yazıları (20)
  - Edebiyat (21)
  - Güzel Sözler (17)
  - Hikayeler (27)
  - Sanat (17)
  - Tarih (27)
  - Felsefe (50)
  - Sağlık (34)
  - Sözlük (23)
  - Makaleler (7)
  - Video ve Resim (34)
 


En Çok Okunan 10
  -  Akciğerlerin vücuttaki görevleri nedir ? (8565)
  -  Ruh Sağlığı Ne Demektir ? (6046)
  -  Ortaçağ Avrupa Sanatı (5933)
  -  Hey On Beşli (5439)
  -  Bedri Rahmi Eyüpoglu (5266)
  -  Acılar Denizi (4128)
  -  Apandisit Genel Bilgiler (3557)
  -  Sen Yoktun (3505)
  -  Belalım (3395)
  -  Sevgi (3259)
 

En Son Eklenen 10
  -  Kücük Selmanin Prikolojisi. (819)
  -  Istemiyorum. (1129)
  -  Sonbahar (1058)
  -  Günaydin. (1071)
  -  Gülüm... (1062)
  -  ALLAHIM (1046)
  -  Kara Bulutlar (980)
  -  Istasyon (994)
  -  Neden Hep Sen Varsın (1044)
  -  Dertlerin Askiyim (1100)
 

Dost Siteler
  -  Günlük Gazeteler
  -  Kim Kimdir
  -  Canlı TV
  -  Osmanlı Tarihi
  -  Tarihte Bugün Olanlar
  -  Kesintisiz Full Dizi izle
 
Anketler
Sitemizi Nasil Buldunuz ?
Google den

Arkadaştan

Banner Link

Tavsiye Öneri

 
 
     
Yahya Kemal Beyatlı

 

  2 Aralık 1884 yılında Üsküp'te doğdu. Asıl adı Ahmed Agâh'tır. İlk öğrenimini İstanbul’da Vefa Lisesi’nde tamamladı. Paris’e giderek (1903) bir yıl bir kolejde Fransızca’sını ilerlettikten sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. Dokuz yıl kaldığı Paris’ten döndükten (1912) sonra, İstanbul’da üniversitede çeşitli dersler okuttu (1915-1923), Urfa milletvekili oldu (1923); Varşova (1926), Madrid (1929) Ortaelçiliklerine atandı, Tekirdağ (1935-1942) ve İstanbul (1943-1946) milletvekilliklerinde bulundu. Büyükelçi olarak Pakistan’a gitti (1948), bir yıl sonra emekliye ayrılarak yurda döndü (1949). Rumelihisarı mezarlığında gömülü. Spor ve Sergi Sarayı civarındaki parka bir anıtı dikildi (1968) Kişiliğini Paris’te okurken ünlü tarihçi Albert Sorel’in derslerinden aldığı tarih zevkiyle, Fransız şairlerinin (Jean Moreas, Baudelaire, Verlaine, vb.) ölçü ve biçim güzelliklerinde buldu.

Paris’e gidişi, II. Abdülhamit baskısından bir kaçış olduğu halde, orada siyasi faaliyetlere katılmayarak sanat çevrelerinde kendini yetiştirdi. Paris öncesi Hamid ve Servet-i fünun şiiri etkisinden kendisini böylelikle kurtardı, klasik divan şiirimizi Batı şiirindeki bütünlük anlayışıyla ele aldı. Avrupa dönüşü Yeni Mecmua’da "bulunmuş sayfalar" başlığıyla yayımladığı gazel ve şarkılarla tanındı (1918). Bu neoklasik şiirler, onun çıkış noktasının Osmanlı tarih ve şiiri olduğunu gösterdiği gibi, sonradan yeni şekiller ve sade dille yazdıklarında da şairin genel olarak Osmanlı medeniyet ve kültürüne bağlı kaldığı görülür.

Onda tarih, vatan, millet ve İstanbul sevgisi, hep bu açıdan işlenir. Osmanlı medeniyeti yüzyıllar boyu en yüce eserlerini İstanbul’da yarattığı için, Yahya Kemal’deki İstanbul, Boğaziçi ve Türk musikisi hayranlığına, tabiat güzellikleri yanı sıra, tarih değerleri de girer. Duygu, düşünce ve hayali ustalıkla kaynaştıran şair, pek çoğuna hikaye karakteri verdiği lirik-epik şiirlerinin konularını aşk, tabiat, deniz, ölüm ve sonsuzluktan da alır. İç ahengi her şeyden üstün tutuşu, şiiri "musikiden başka türlü bir musiki" kabul edişi; "Ok" şiiri bir yana, bütün şiirlerini, bu ahengin sağlanmasına daha elverişli gördüğü aruzla yazmasına sebep oldu Yahya Kemal, şiirlerini, makale ve hikayelerini sağlığında kitaplarda toplamamış, eserleri dergilerde, dağınık kalmıştı.

Ölümünden sonra dostları ve hayranları tarafından bir Yahya Kemal’i Sevenler Cemiyeti kurulduğu gibi, İstanbul Fetih Cemiyeti’ne bağlı bir de Yahya Kemal Enstitüsü ve Müzesi açıldı (1961). Bu Enstitü’nün yayımlamaya başladığı Yahya Kemal Külliyatı’nda şairin ilk üçü şiirlerini; diğeri makale, deneme ve anılarını derleyen şu eserleri çıktı: Kendi Gök Kubbemiz (1961), Eski Şiirin Rüzgariyle (1962), Rübailer ve Hayyam Rübailerini Türkçe Söyleyiş (1963), Aziz İstanbul (1964), Eğil Dağlar (1966), Siyasi Hikayeler (1968), Siyasi ve Edebi Portreler (1968), Edebiyata Dair (1971), Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım (1973), Tarih Müsahabeleri (1975), Bitmemiş Şiirler (1976), Mektuplar-Makaleler (1977) Hakkında yayımlanan kitapların sayısı yirmiyi geçer.


Ufuklar  

Ruh ufuksuz yaşamaz.

Dağlar ufkunda mehabet,

Ova ufkunda huzur,

Deniz ufkunda teselli duyulur.

Yalnız onlarda bulur ruh ezeli lezzetini.

Bu ufuklar avutur ruhu saatlerce, fakat

Bir zaman sonra derinden duyulur yalnızlık.

Ruh arar kendine bir ruh ufku.

Manevi ufku pek engin ulu peygamberler

- Bahsin üstündedir onlar-lakin

Hayli me'ud idiler dünyada;

Yaşıyorlardı havarileri, ashabiyle;

Ne ufuklar! Ne güzel ruh imiş onlar! Yarab!

 

Annemin na'şını gördümdü;

Bakıyorken bana sabit ve donuk gözlerle,

Acıdan çıldıracaktım.

Aradan elli dokuz yıl geçti.

Ah o sabit bakış el'an yaradır kalbimde,

O yaşarken o semavi, o gülümser gözler

Ne kadar engin ufuklardı bana;

Teneşir tahtası üstünde o gün,

Bakmaz olmuşlardı artık bu bizim dünyaya.

 

Yaşıyan her fani

Yaşıyan ruh özler,

Her sıkıldıkça arar,

Dar hayatında ya dost ufku, ya canan ufku.

 

26 Ağustos  

Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi,

Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbi,

Ta ki, yükselen ezanlarla müeyyed namın

Galib et, çünkü bu son ordusudur İslamın.

 

Âheste Çek Kürekleri  

Âheste çek kürekleri, mehtâb uyanmasın,

Bir âlemi hayâle dalan âb uyanmasın.

 

Âğuş'u nev-bahâr'da, hâbîdedir cihân;

Sürsün sabâh-ı haşr'e kadar, hâb uyanmasın.

Dursun bu mûsikî-i semâvî içinde sâz,

Leyl-i tarâb'da bir dahî mızrâb uyanmasın.

 

Ey gül, sükûtâ varmayı emr-eyle bülbüle,

Gülşen'de mest-ü zevk olan ahbâb uyanmasın.

Değmez Kemâl, uyanmaya ikmâl-i ömr içün,

Varsın bu uykudan dil-i bîtâb uyanmasın

 

Akıncılar  

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik

 

Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!

Bir yaz gunu geçtik tunadan kafilelerle

 

Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan

Şimşek gibi Türk atlarının geçtigi yoldan

 

Bir gün doludizgin boşanan atlarımızla

Yerden yedi kat arşa kanatlanık o hızla

 

Cennette bu gün gülleri açmiş görürüzde

Hala o kızıl hatıra titrer gözümüzde

 

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik

 

Akşam Musikisi  

    

Kandilli'de eski bahçelerde,

Akşam kapanınca perde perde,

Bir hatıra zevki var kederde.

 

Artık ne gelen, ne beklenen var;

Tenha yolun ortasında rüzgar

Teşrin yapraklarıyla oynar.

 

Gittikçe derinleşir saatler,

Rikkatle, yavaş yavaş ve yer yer

Sessizlik daima ilerler.

 

Ürperme verir hayale sık sık,

Her bir kapıdan giren karanlık,

Çok belli ayak sesinden artık.

 

Gözlerden uzaklaşınca dünya

Bin bir geceden birinde guya

Başlar rü'ya içinde rü'ya

 

Başka Bir Tepeden  

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!

Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

 

Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,

Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.

Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada

Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.

 

Duyuş Ve Düşünüş  

    

Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer

Ay geçmiyor ki almayayım gamli bir haber.

 

Kalbim zaman zaman bu haberlerle burkulu;

Zihnim düşünceden dagınık, gözlerim dolu.

 

Kaybetti asrımızda ölüm eski hüznünü,

Lakayd olan muhimsemiyor gamli bir günü.

 

Çok şey bilen diyor:'Gidecek her gelen nesil

Ey sade-dil bu bahsi hayatinda böyle bil

 

Hiç durmadan, hayat öğtür devreden bu çark,

Ölmek sırayladır, sıralanmakta varsa fark.

 

İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri

Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri

 

Eylül Sonu  

    

Günler kısaldı. Kanlica'nin ihtiyarları

Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharlari.

 

Yalniz bu semti sevmek için ömrümüz kısa...

Yazlar yavaşca bitmese, günler kısalmasa...

İçtik bu nadir içki'yi yıllarca kanmadık...

Zor böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!

 

Ölmek kaderde var, bize urkuntu vermiyor;

Lakin vatandan ayrılışın ıstırabı zor.

Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sahile,

Bitmez bir özleyiştir, ölümden beter bile

 

Ezan  

Emr-i bülendsin ey Ezan-ı Muhammedi.

Kafi değl sadana Cihan-ı Muhammedi.

Sultan Selim-i Evvel'i ram etmeyip ecel,

Fethetmeliydi alemi Şan-ı Muhammedi.

Gök nura garkolur nice yüzbin minareden

Şehbal açınca Ruh-u Revan-ı Muhammedi

Ervah cümleten görür Allah-ü Ekber'İ

Akseyleyince arşa Lisan-ı Muhammedi

 

Geçmiş Yaz 

 

Rü'ya gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle

Her anını, her rengini, her si'rini hazdan.

Hala doludur bahçeler en tatlı sesinle!

Bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan

 

Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:

Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;

Mehtap... iri güller... ve senin en güzel aksin...

Velhasıl o rü'ya duruyor yerli yerinde

 

Hayalşehir  

    

Git bu mevsimde gurup vakti Cihangir'den bak,

Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak;

Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan;

Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan!

O ilâh isteyip eğlence hayalhanesine,

Çevirir camları birden peri kâşânesine.

Som ateşten bu saraylarlabütün karşı yaka.

Benzer üç bin sene evvelki mutantan şarka.

 

Mest olup içtiği altın şarabın zevkinden,

Elde bir kırmızı kâseyle ufuktan çekilen,

Nice yüz bin senedir şarkın ışık mimarı

Böyle mâmur eder ettikçe hayal Üsküdar'ı.

O ilahın bütün ilhamı fakat ânidir;

Bu ateşten yaratılmış yapılar fânidir;

Kaybolur hepsi de bir anda kararmakla batı,

Az sürer gerçi fakir Üsküdar'ın saltanatı;

Esef etmez güneşin şimdi neler yıktığına,

Serviler şehri dalar kendi iç aydınlığına.

Ezeli marifetin böyle bir ikliminde

Altının göz boyamaz kalpı kadar halisi de,

Halkının hilkati her semtini bir cennet eden

Karşı sahilde karanlıkta kalan her tepeden,

Gece birçok fıkara evlerinin lâmbaları

En sahih aynadan aksettiriyor Üsküdar'ı.

 

İstanbul'un O Yerleri  

Aşkın şeref diyârını gördümdü bir zaman.

Yıldızlarıyle başka bir âlemdi her gece.

Kıpkırmızıydı şanlı ufuklarda her şafak.

Cânanla çıktığım tepeler..başta çamlıca..

 Hâlâ muhayyilemde parıldar, resim gibi,

 Yârin dudaklarında bitip başlayan visâl.

Cânanla gezdiğim kıyılar, sürdüğüm hayat

 Öz mavilikle çerçevelenmiş o levhada,

 Ömrün murâdımızca geçen mutlu günleri.

 Yaş bastı. Görmedim nice yıldır o yerleri.

 Görsem de görmesem de bu indimde bir benim;

 Mâdem ki şimdi her biri kalbimdedir benim

 

Vuslat  

Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,

Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,

Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamani,

Görmezler ufuklarda, şafak söktügü anı...

Gördükleri ru'ya ezeli bahçedir aska;

Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka.

Bülbülden o eglencede feryad işitilmez;

Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...

Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...

Zenginler o cennette fakirlerle musavi;

Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,

Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler.

 

Bir ruh, o derin bahçede bir defa yasarsa

Boynunda O'nun kollari, koynunda O varsa,

Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle,

Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.

Yıldızları, boydan boya dogmuş gibi, varlık

Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.

 

Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur

Zira, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur.

İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan...

Bir sır gibidir azçok ilah oldugumuzdan.

Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.

Bir gün nereden hangi tesadufle gelirler?

Aşk, onları sevkettigi günlerde, kaderden

Rüzgar gibi bir şevk alır, oldukları yerden.

Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o!

Alemde bir akşam ne semavi koşudur o!

Dört atlı o gerdüne, gelirken dolu dizgin,

Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin,

Simalari her lahza parıldar bu zeferle;

Gök, her tarafından, donanır meş'alerle!

 

Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,

Varlikta butun zevki o cennette duyanlar

Dunyayi unutmus bulunurken o sularda,

-Zalim saat ihmal edilen vakti calar da-

Bir an uyanirlarsa leziz uykulardan,

Bastanbasa, heryer kesilir kapkara, zindan...

Bir faciadir boyle bir alemde uyanmak...

Gunden gune, hicranla bunalmis gibi, yanmak...

Ey tali! Olumden ne beterdir bu karanlik!

Ey ask! O gonuller sana maloldular artik!

Ey vuslat! O asiklari efsuna ramet!

Ey tatli ve ulvi gece! Yillarca devam et!

 




Gönderen = Hazal Koc

Arkadaşima Gönder >>           Sizden önce 378 kişi okudu.  
     



     
Yukarıdaki yazıya cevap yazmak için asagidaki formu kullanin
     


     
Cevap Formu
Adınız :
Email :
Cevabınız :
     


 
 

   

Sitemizde 20 kategoride 619 yazı 328489 defa okunmuştur.  

Copyright © 2008 Acılardeniz şiir sitesi                                                                                                                                               Tasarım: Ali Kılınç