Yaşar Nabi Nayır

25 Aralık 1908'de Üsküp’te doğdu, 15 Mart 1981'de İstanbul’da öldü. 1929'da Galatasaray Lisesi’ni bitirdi. Bir dönem bankacılık yaptı. Ulus gazetesinde, Türk Dil Kurumu’nda, Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’nda çalıştı. İlk sayısını 15 Temuz 1933’te çıkardığı Varlık Dergisi’ni yayınlamaya başladı. 1946 yılında bakanlıktaki görevinden istifa edip Varlık Yayınevi’ni kurdu. Ölümüne değin de Varlık Yayınevi’ni yönetti. Sanat yaşamının ilk döneminde şiirle uğraştı. Yedi Meşale Topluluğu’nun kurucuları arasında yer aldı. Sonraları öykü, roman, oyun ve deneme türünde de ürünler verdi. Çok sayıda çevirisi var. Ancak asıl önemli yönü, 48 yıl hiç aksatmadan yayınladığı Varlık Dergisi’dir. Hâlâ yayınlanan Varlık Dergisi, Türk edebiyatına büyük katkı sağladı, birçok yeni yazar kazandırdı.
ESERLERİ
ŞİİR:
Kahramanlar (1929)
Onar Mısra (1932)
Kahramanlar (1970, toplu şiirleri)
ROMAN:
Bir Kadın Söylüyor (1931)
Adem ile Havva (1932)
ÖYKÜ:
Bu da Bir Hikayedir (1935)
Sevi Çıkmazı (1935)
OYUN:
Mete (1933)
İnkılap Çocukları (1933)
Beş Devir (1933)
Köyün Namusu (1933)
İNCELEME-DENEME:
Balkanlar ve Türklük (1936)
Edebiyatımızın Bugünkü Meseleleri (1937)
Nereye Gidiyoruz (1948)
Yıllar Boyunca (1959)
Atatürkçülük Nedir (1963)
Atatürk Yolu (1966)
Edebiyat Dünyamız (1971)
Değişen Dünyamız (1973)
Çağımıza Ters Düşenler (1975)
ÖDÜLLERİ:
1979 Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü, Türk edebiyatına büyük katkıları nedeniyle.
Bekliyorum
En güzel rüyaları andıran enginlere
En güzel ümitlerle açılmak istiyorum.
Gözlerinin içinde, bilmediğim bir yere
Günlerce gitmek gitmek ve dönmemek...diyorum.
Fakat siyah ufkunu ne gün, ne ay açıyor.
Dalgalar bulutlardan inmiyor bu denizde.
Bekliyorum, fırtına dinmiyor bu denizde.
Bu denizde en ıssız karanlıklar yaşıyor.
Ve ben şimdi aydınlık sokaklar bekliyorum.
Ümidi bir yelken gibi açarak bir gemiye
Sonsuz mesafelere doğru açılsam diye
Bir güzel gün, bir sükûn, bir bahar bekliyorum.
Onar Mısra
Ayırma gözlerini gözlerimden bu akşam,
Böyle saatlerce bak, böyle asırlarca bak.
Gözlerine yavaşça yavaşça doldu akşam,
Göklerin ateşini kalbime boşaltarak
Benim içimde yaktı sanki gurubu akşam.
Senin kirpiklerinde bir damla oldu akşam.
Gündüzden gürültüden ve kainattan ırak,
Akşamı seyredeyim bakışlarında bırak,
Ayırma gözlerini gözlerimden bu akşam,
Böyle saatlerce bak, böyle asırlarca bak.
Yeşil çamlar altında uyuyor şimdi ada,
Şimdi kımıldamıyor zaman bile yerinden.
Ve apacık gözlerin en derin bir rüyada,
Ve güneş pırıl pırıl akıyor gözlerinden,
Bilsen duracak gibi nasıl yavaş vurmada
Kalbin öyle muntazam, kalbin öyle derinden.
Yüzünü ipek bir tül gibisaran terinden
Güneşi yudum yudum içtiğim şu lahzada
Ruhumuz yıkanıyor yanan sonsuz semada
Fırtınalı, karanlık günlerin kederinden.
Sen
Aşkını gözlerinle, dün, kalbime işledin,
Bir sanatkâr, eliyle, oyar gibi mermeri.
Rüzgâr yüzü görmeyen ufkumda genişledin
Bir fırtına halinde koptuğun günden beni.
Daha fani olaydı kurtulurdu zarardan,
Aşkım ki farkı yoktur bir dağ başında kardan.
Gururuma basarak üstüne çıkanlardan
Dönmeyen bir sen varsın, yalnız sen varsın geri.
Nasıl taşta çeliğin izi kalırsa derin,
Üstüne satır satır öyle nakşoldu yerin.
Üzülme, senden sonra kalbime girenlerin
yalnız senin aksindir orda göreceklerin...
Sonbahar
Altın rengi gözleri yanan bir semaverdi
Ilık bir çay kokusu akardı saçlarından.
Yanmanın lezzetini onda hissettiğim bir an
Ve yazın sevgisini bana önce o verdi.
Yaz gibi iri olgun meyveleri severdi,
Bir çocuk gibi şendi ve gülerdi her zaman
Bir mevsim gözlerinden içime doldu cihan
Ve güzel yaz günleri ne çabuk geçiverdi.
Artık donuk bir cam var mavi gökler yerinde.
Güneşi benden çalan o sıcak bakışlardır,
Ve yazı o götürdü mutlak beraberinde.
En güzel rüyaların bile bir sonu vardır:
Bir bahar rüzgârından alarak bir sabah hız
Mevsimlerin ömrünü yaşamıştı aşkımız.
Onu şimdi kaybettim ve şimdi sonbahardır.
Gönderen =
Hazal Koc
|